Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı …’ın evli olduklarını, evlilik döneminde taraflar arasında çeyiz senedi düzenlendiğini, ayrıca davacıya düğünde bir takım hediyeler geldiğini ve davacının da müşterek konuttan çeyiz eşyası getirdiğini, ziynet eşyalarının davalı … tarafından davacıdan alınıp geri iade edilmediğini ileri sürerek, ziynet eşyalarının aynen ya da bedeli ile davalı …’dan tahsiline, çeyiz senedindeki eşyaların bedelinin her iki davalıdan müteselsilen tahsiline, davacı tarafça çeyiz olarak getirilen eşyaların bedelinin ise davalı …’dan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili cevap dilekçesinde; çeyiz senedinde belirtilen ziynet eşyası dışındaki diğer eşyaları teslime hazır olduklarını, davacının başkaca eşyasının kalmadığını, düğünde gelen eşyalar ile davacıya ait olduğu belirtilen çeyiz eşyasına dair talebi kabul etmediklerini, ziynet eşyalarının davacıda olduğunu ve davacının diğer davalıya tüm eşyalara dair ibraname verdiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, davalı 18.11.2013 tarihli duruşmada alınan beyanlarında, ziynet eşyalarının evlilik birliği içerisinde eşlerin borcu sebebiyle satıldığını belirtmiştir.
Mahkemece, her ne kadar davalılarca, davacının mehir senedinde belirtilen tüm eşyalarını aldığına dair davalı …’yı ibra eden imzalı bir belge verdiği belirtilmiş ise de, bu belgedeki imzanın davacı tarafça kabul edilmemiş ve konuya dair yapılan imza incelemesinde belgedeki imzanın davacıya ait olduğunun tespit edilemediği belirtilmesi, davalı …’ın ziynet eşyalarının evlilik birliği devam ederken eşler tarafından ihtiyaçlar için sarf edildiğini belirtmesi gerekçesi ile ziynet eşyalarının davalı … tarafından davacıdan alınıp iade edilmediği sonucuna varıldığı, “Eşya ve çeyiz senedidir” başlıklı belgenin ziynetler dışındaki bölümünü teşkil eden 8 kalem eşyanın davalı …’da olduğu hususu kendisi tarafından da kabul edildiği bu nedenle eşyalara yönelik davacı talebinin kısmen yerinde görüldüğü, davacının aynı eşyalar için diğer davalı …’dan da talepte bulunulmuş ise de, bu eşyaların evlilik başlarken davacıya teslim edildiği, davalı …’nın eşlerle birlikte yaşamadığı, bu davalının edimini yerine getirdiği sonucuna varıldığından talebin bu davalı yönünden yerinde görülmediği, davacının kendi evinden getirdiğini belirttiği çeyiz eşyalarına yönelik talebi yönünden taraf ve tanık beyanları da gözetilerek, bu eşyaların davalı …’da kaldığı kanaatine varılarak her iki davalı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı …’ın temyiz itirazları yerinde değildir.
Davalı … çeyiz senedindeki tüm eşyaların davacıya teslim edildiğini, davacının bu eşyalar sebebiyle kendisine ibraname verdiğini belirmiş, söz konusu belge aslını mahkemeye sunmuştur. Söz konusu belgedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı hususunda davacının 2013 yılına ait imza örnekleri getirtilerek Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şube’den rapor alınmış, 20.05.2014 tarihli … Raporunda; inceleme konusu 16.05.2004 tarihli “Eşya ve Çeyiz Senedidir” başlıklı belgenin arka yüzünde…. adına atılı imzanın, teşhise götürecek karakteristik materyal, önemli yazı ve tanı unsuru içermeyen, karalama tarzında çizgilerden ibaret basit tersimli bir imza olması nedeniyle aidiyetinin ve bu meyanda sorulduğu üzere davacının eli ürünü olmadığının tespit edilemediği belirtilmiştir.
Davalı … söz konusu rapora itiraz etmiş, davacının farklı tarihlerde farklı imzalar attığını belirtmiş yeniden imza incelemesi yapılmasını talep etmiştir. Mahkemece davalının itirazı hakkında bir karar verilmeden … Kurumu raporu esas alınarak hüküm tesis edilmiştir.
İmza incelemesinde öncelikle senetteki keşide tarihinden öncesine ilişkin davacının uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, davacının duruşmada alınan medari tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan davacıya ait imzaların celb edilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.
Davacının senet tarihinden önce (yakın tarihli), attığı samimi imza asıllarının toplanarak, davaya konu senedin arka yüzündeki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda yeterli incelemeyi ve değerlendirmeyi içeren bir bilirkişi raporu aldırılarak, varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Hal böyle olunca mahkemece yapılması gereken iş, Adli Tıp Kurumu incelemede son merci olmadığı da gözetilerek, güzel sanatlar fakültesinden(grafoloji alanında uzman) oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan davalının itirazlarını da karşılayacak şekilde taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir denildiği,
Sonuç olarak; davacının senet tarihinden önce verdiği imzaların asılları toplanarak, dava konusu senedin arkasındaki imzanın davacıya ait olup olmadığına ilişkin kapsamlı bir bilirkişi incelemesi yapılması ve bu incelemenin sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, mahkemece, davacının imzasının sahte olduğu iddiasını çürütecek nitelikte bir bilirkişi raporu alınmadan, yalnızca Adli Tıp Kurumunun raporuna dayanarak hüküm kurulması hatalı olduğu, bu nedenle, mahkemece, adli belge inceleme / grafoloji uzmanı olan öğretim üyelerinden oluşacak yeni bir bilirkişi kurulu atayarak, davalının itirazlarını da göz önünde bulunduracak şekilde yeni bir bilirkişi rapor alınmalı ve raporun sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiği gerekçe gösterilerek bozma kararı verildiği görülmüştür.





Comments are closed